Mutluluğun Bununla Bir İlgisi Olmalı

Sahne ışıkları üstünüzde, seyircilerin gözleri de… Tüm evren ağzınızdan çıkacak ilk notalı sözcüğü duymak için dikkat kesilmiş durumda. Çıt yok ve siz o anda fa’dan giriş yapacakken midenizde uçuşan kelebeklere odaklanıyorsunuz. Nereden gelmişti bu durmak bilmeden kanat çırpan kelebekler? Sanki beyninize hükmediyor, sahnede sizi kendiniz olmaktan uzaklaştırıyorlardı. Sonra kelebeklerden biri dudaklarınızın arasından tozlu havaya karıştı ve doğru notayla başladınız müziğe; “Hekimoğlu derler benim aslıma...”

Herkesin ömründe en az bir kere hissettiği heyecan duygusudur kelebeklerin dansı ve nedeni yüz milyondan fazla bağışıklık hücresinin ve nöronun gastrointestinal sisteminizi çevrelemesidir. Duygusal davranışlarımızın üzerinde bu sistemin rolü düşündüğümüzden çok daha büyüktür.

Bu da demek oluyor ki; gastrointestinal sistem sadece gıdalardan alınan besinleri hazmetmek ve vücuda emmekle kalmaz, aynı zamanda vücudun en aktif organlarındandır. İnce bağırsağın yüzey alanı yaklaşık 300 m2’dir, bu geniş alanla bağırsaklar çevreyle insan arasındaki en önemli arayüzdür. Gastrointestinal kanala hergün; yaklaşık 9 litre sıvı girer ve bunun %90’ı ince bağırsaklardan emilir. Bu geniş yüzeyli ve risklere açık etkileşimden dolayı da bağışıklık sistemi hücrelerinin de yaklaşık % 70’i bağırsaklarda yer almaktadır. Bağışıklık hücreleri iyi ve kötüyü ayırt etmeyi öğrenirler, bu öğrenilen bilgi hafızalarına kaydedilir ve gerektiği anda yine etkinleştirilirler.

İnsan mikrobiyotası, insan vücudunda yaşayan ve insan hücresi olmayan bakteri, mantar, virus ve protozoo ailesinin toplamıdır. Bu canlılara mikroorganizma denir ve bizim mikrobiyotamızı oluştururlar. Mikrobiyota, vücutta kendi üreme özelliklerine uygun her yerde yaşayabilirler ve bilinen en uygun ortam ise bağırsak sistemidir. Sindirim kanalımızdaki bu mikroorganizmaların (probiyotikler - dost mikroorganizmalar) ağırlığı yaklaşık 2 kg’dır. 500 civarında tanımlanmış bu bakteri türlerinin sayısı ise 1014’tür (100 trilyon). Bu sayı toplam insan hücresi sayısından 10 kat fazladır. Ayrıca bu mikroorganizmalar insan genomundan 150 kat daha fazla gen içermektedir. Kabaca bir hesap yapacak olursak %10 insan ama %90 mikrobuz.

Bağırsak florasındaki denge mutluluğun anahtarıdır!

Eskilerin söylediği gibi; can boğazdan gelir amma velakin boğazdan da gidebilir. Flora dengesi yediklerimiz ve midemize giren herşeyle bağlantılıdır. Bağırsaktaki faydalı bakterilerin patojenik olanlara yönelik ideal dengesi yüzde 85 iyi yüzde 15 kötü bakteri şeklindedir. Bu oranı muhafaza etmek bağırsak sağlığını en iyi seviyede tutmanın sırrıdır.

Peki, bu dengeyi neler bozar?

Antibiyotikler; geniş semptomlu antibiyotiklerin kullanılması yararlı bakterilerin azalmasına, gıdaların sindirim özelliğine ve konan sağlığına olumsuz olarak etki eder. Bakteriyel hastalıkları tedavi etmek için kullanılan antibiyotikler, farkında olmadan bağırsak florasına zarar verir. Antibiyotikler yalnızca patojen bakterileri öldürmez, bağırsakta bulunan birçok önemli bakteriyi de öldürür. Antibiyotik kullanımının artırılması ise bağırsak florasında ciddi bir bozulmaya neden olur. Bu durum ise kişinin bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve kronik hastalıkların meydana gelmesini daha da kolaylaştırır. Bağırsakları tahriş eden antibiyotikler aynı zamanda bağırsak florasına etki ederek patojen bakterilerin artmasına neden olup bağırsak florasında bulunan bakterilerin sayısının ve türünü değiştirerek ishale sebep olabilirler.

Diğer ilaçlar; birçok ilaç uzun süre boyunca ya da sürekli olarak kullanıldığı takdirde bağırsak florasına zarar vermektedir. Uzun süre kullanılan ağrı kesici ve analjezik ilaçlar bağırsakta bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olacak olan hemolitik türde bakterilerin gelişmesini tetikler. Hidrokortizon, deksametazon, prednizolon gibi steroid ilaçlar kullanımı da bağırsak florasının bozulmasına neden olur.

Mide ekşimesini önlemek için kullanılan ilaçlar, sinir yatıştırıcı ilaçlar, sitotoksik ilaçlar ve uyku hapları bağırsak florası, sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi bozukluğuna yol açar.

Birçok kadın tarafından kullanılan doğum kontrol haplarının ise, bağırsak florası üzerinde yıkıcı etkisi bulunmaktadır. Uzun süre kullanılan doğum kontrol hapları, bağırsak florasının anormalleşmesine sebep olur. Doğacak olan bebeklerin bağırsak florasının büyük bir kısmını anneden alıcağı için annenin bağırsak florasının bozuk olması çocuğa da geçer ve doğacak çocuklar, astım, egzama gibi alerjik hastalıklara ve öğrenme bozukluklarına meyilli duruma gelebilirler.

Beslenme; yediğimiz yiyecekleri bağırsak florasına doğrudan etki eder. İşlenmiş gıdaların besin değerinin yanı sıra pratik hazırlanması nedeni ile bağırsak florası üzerinde yıkıcı etkisi vardır. Aşırı şekerli gıdalar ve karbonhidratlar değişik mantarların ve bir çok zararlı bakterinin sayısını çoğaltır. Hamur işi, makarna, kek, bisküvi ve beyaz ekmek bağırsakta birtakım zararlı parazitlerin oluşmasına neden olarak bağırsak florasını bozulmasına sebep olur. Tahıllarla alınan lif miktarı fazla olan bir beslenme biçimi, bağırsak sağlığı, vücut metabolizması ve bağırsak florası üzerinde oldukça ciddi bozukluklara neden olur. Bu şekilde beslenme şekli de kolon kanseri ve besin eksikliği gibi birçok problemin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu nedenle sindirim sistemine zararı olmayan kaliteli meyve ve sebze lifleri bağırsak florası açısından daha faydalıdır.

Bebeklerin ise, biberonla beslenmesi yerine anne sütüyle beslenmeleri, bebeklerde dengeli ve sağlıklı bir bağırsak florası oluşması bakımından oldukça önemlidir.

Uzun süre boyunca yemek yememek, aç kalmak ya da aşırı yemek yemek bağırsak florasını olumsuz olarak etkileyebilir ve bazı sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle bağırsak florası bozukluğunun ortaya çıkmaması için besin desteği olarak probiyotik formda faydalı bakteriler alınmalıdır.

Hastalıklar; birtakım virüs enfeksiyonları da bağırsak florasına uzun süre boyunca olumsuz etki verebilir. Bu nedenle bu gibi ciddi hastalıklara yakalanmış olan kişilerin sindirim yolunun yeniden yararlı bakteriler ile doldurulması hastaların tedavisinde oldukça önem taşır.

Bu hastalıkların yanı sıra obezite, şeker hastalığı, çeşitli endokrin hastalıklar ve otoimmun bozukluk gibi hastalıklarda bağırsak florasında ciddi hasarların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Stres; kısa süre yaşanan stres durumunda bağırsak florası olumsuz etkilenir. Ancak stres durumu geçtiğinde bağırsak florası yeniden eski haline döner. Uzun süre yaşanan psikolojik ya da fiziksel stres ise bağırsak florasında kalıcı hasarlara neden olabilir.

Diğer faktörler; aşırı alkol kullanımı, yaşlılık, mevsimsel faktörler, fiziksel yorgunluk ve iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalınması bağırsak florası içerisinde bulunan dost bakterilerin zarar görmesine sebep olabilir.

Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez. Bağırsak florası bozulduğu yani probiyotikler azaldığı zaman patojen mikroorganizmalar hızla ürer. Bu mikroorganizmaların kendileri ve/veya toksinleri hastalık yapmaya başlarlar (disbiyozis). Disbiyozis, bağırsak duvarını tahrip eder ve bağırsağın geçirgenliğinin artmasına neden olur. Dizbiyoziste, yeteri kadar sindirilmemiş yiyecek maddeleri ve nötralize edilmemiş toksinler kan dolaşımına geçer. Bağışıklık sistemi yeteri kadar sindirilmemiş protein parçacıklarına karşı uyarılır. Ayrıca, zararlı maddelerin miktarı o kadar fazladır ki bağırsaktaki bağışıklık sistemi bunların tümü ile başa çıkamaz. Bu maddeler kana geçerek karaciğere ulaşırlar. Karaciğer temizleyebildiğini temizler, fakat kapasitesinin üzerine çıkan miktarı tekrar kana verir ve bu toksik maddeler başta beyin, kas ve eklemler olmak üzere bütün organlara dağılarak onları tahrip ederler. İşte bu işleyişle “sızdıran bağırsağın” bugünlerde beyin ve sinir sistemini etkileyen hastalıklar dahil birçok hastalığın etkeni olduğunu düşündürtmektedir. Depresyonda kronik, düşük düzeyli bir inflamatuvar durumun bulunduğu, bunun da bağırsak geçirgenliği bozukluğu ile ilişkili olabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle sağlıksız beslenme ve depresyon arasındaki anahtar rolün mikrobiyota olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca beyin dışında en fazla sinir hücresi ve sinir ağı olan yer sindirim sistemidir. Bu nedenle bağırsaklarımız “ikinci beyin” olarak adlandırılmaktadır. Bu durum sindirim sistemi ve sinir sistemini birlikte etkileyen birçok hastalığa da ışık tutmaktadır. Bu hastalıkların başında iritabl barsak sendromu (IBS) gelmektedir. İritabl bağırsak sendromu denilen, depresyonla birlikteliği çok sık gözlenen hastalıkta, karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmalarda, İBS’li ve İBS’siz hastalar kıyaslandığında psikolojik farklar daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. İBS olan hastalarda yapılan standardize edilmiş psikolojik ölçümler fark edilir oranda mutsuzluk ve tanı konabilecek psikopatoloji ortaya koymakta ve hastalar depresyon ve anksiyete ölçeklerinde daha yüksek skorlara ulaşmaktadırlar.

Yeni araştırmalar gastrointestinal sistemde yaşayan probiyotik mikroorganizmaların bağışıklık sistemini, sinir iletimi yollarını ve ardından merkezi sinir sistemini uyardığını ortaya koymaktadır.

Sonuçta  bu bilgiler ışığında, bağırsak mikrobiyotası ve bakterilerin insan sağlığı üzerine etkileri göz ardı edilemeyecek kadar mühimdir.

Öyleyse, mutlu bağırsaklar ve mutlu bir siz için ne yapmalısınız?

* Yeterli ve dengeli beslenmeli,

* Sebze ve meyve tüketmeyi unutmamalı,

* Taneli tahılları diyetinize eklemeli,

* Rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durmalı,

* Sigara ve alkolü hayatınızdan çıkarmalı,

* Hareket etmeli,

* Gerekmedikçe antibiyotik almamalı,

* Yanınızda mutlaka probiyotik bulundurmalı,

* Mutlu düşünceler için stresten kaçınmalısınız;

 

Çünkü mutluluk bağırsaklarda başlar. Artık mutluluğun ve heyecanın nereden geldiğini biliyorsunuz. Derin bir nefes alın; kelebekleri serbest bırakmanın zamanıdır şimdi. Daha gür bir sesle;

“Hekimoğlu derler benim aslıma…”